Sosyal ve Ekonomik Konsey

 Anayasa Değişikliğinde Yer Alan Sosyal ve Ekonomik Konsey İle İlgili Değerlendirme;

Ekonomik ve sosyal kriz yakın geçmişte ve değişik dönemlerde Türkiye’nin en önemli sorunu olmuştur. Ekonomik krizin etkileri hükümetleri devirmiş yeri gelmiş toplumları karışıklığa sürüklemiştir. Genel olarak kriz, iktidarların sırtını halka dönmesi, halkın sıkıntılarına kulak vermemesi ve tabii ki dünün, bugünün ve geleceğin şartlarını iyi analiz edememelerine bağlanır. Dünyada toplum ile iktidarların başka bir deyişle, seçenlerle seçilenlerin yüz yüze görüşmelerini, imkân ve sıkıntılarını tartışmalarını sağlayacak çeşitli platformlar oluşturulmuştur. Sosyal ve ekonomik konsey de Türkiye’de bunu bir bakıma sağlayabilecek olan bir oluşumdur.

Sosyal ve Ekonomik Konsey bugün getirilen Anayasa değişikliği ile ortaya çıkmış bir kurum değildir. İlk olarak 2001 yılında 4641 sayılı kanunla hukuki bir anlam kazanmıştır. Ancak kurumun oluşumu ve işleyişi yeterli ve işlevsel olmamıştır. Çünkü kanun siyasi ideolojilerden ve günün değişen şartlarından çokça etkilenir.  Genel olarak hükümetler kanunu ve dolayısıyla “yasa” seviyesinde düzenlenmiş kurumları o anki konjonktüre daha doğrusu menfaatlerine göre şekillendirme gücünü haizdir. Ekonomik ve Sosyal Konsey gibi konusunda ehil insanların oluşturduğu örgütlerle devleti yönetenlerin bir araya geldiği veyahut gelmesini öngördüğü kurumlar devletin bekası ve süreklilik için zaruridir, hükümetlerin konjektürel görüşlerine ve tasarruflarına bırakılmamalıdır. Yeni anayasa değişikliği ile Konsey anayasal düzleme çıkarılmış ve anayasal bir kurum olarak yeri sağlamlaşmıştır. Öyle ki, kurumun varlığı bir toplum mutabakatı olan Anayasa’ya girmiştir.

Konsey yapısı, tıpkı devletin temelinde olduğu gibi demokrasiye dayanmaktadır.  Kanun Konsey üyelerini tek tek saymıştır. “Kuruluş” başlıklı ikinci maddenin devamında “TOBB, TÜRK-İŞ, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Hak-İş, DİSK’i temsil eden üçer temsilciden ve Başbakan tarafından belirlenecek diğer Hükümet temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile kamu görevlilerinden oluşur.” diyerek çeşitli sivil toplum örgütlerinin konseye üye olduğu belirtilmiştir. Sayılan üyeler dikkate alındığında Konsey’in temsil kabiliyetinin son derece güçlü olduğu görülmektedir. Çünkü sayılanlardan her biri toplumsal ve ekonomik gelişmeler hakkında kamuoyunu bilgilendirme ehliyetini haiz, ülkemiz ekonomisini ayakta tutan, kamuoyu tarafından dikkatle takip edilen ve topluma yön veren topluluklardır. Yine Konsey’in STK kanadını oluşturanlar arasında ayrıma gidilmemiş tüm sendikaları kapsar şekilde düzenleme yapılmıştır. Her kesimden temsilcilerin bu şekilde demokratik ve anayasal düzleme temelleri oturtulmuş bir ortamda yer alması hem bu kuruluşları onurlandırmakta hem de milletin ekonomik ve sosyal konulardaki sıkıntılarının doğrudan iletilmesini sağlamaktadır.

Ancak burada hemen belirtmek gerekir ki; Anayasa değişikliğinde STK isimlerinin ayrıca sayılması beraberinde bazı sıkıntıları da getirmektedir. Nitekim bütün Sivil Toplum Kuruluşları varlıklarını hukuki sınırlar çerçevesinde sürdürür. İlerleyen bir zamanda bu kuruluşlardan herhangi birinin varlığını bir şekilde sonlandırması halinde Konsey işlevini yitirebilir. Eksilen bir veya birkaç üye kanunda öngörülen nisapları da etkileyecektir. Çünkü kanun ve yönetmeliğe dikkatle baktığımızda hep “sayılan” veya “belirlenen” üyelerden bahsetmektedir ki bu durumda üyelerden bazıları tüzel kişiliklerini kaybetmişlerken sanki üyeymiş gibi hesaba katılmalarına neden olmaktadır. Bu noktada daha çoğulcu bir katılım adına STK kanadı üyelerinin çerçeve şeklinde belirlenmesi daha uygun olacaktır. Konsey mensuplarının belirlenmesinde, üye sayısı vb. kriterler kullanılarak daha genele hitap eden bir katılım sağlanabilirdi. Böylelikle zamanla toplum içinde yükselen bir “Birliğin” ya da “Federasyon”un da Konsey’e üyeliğinin önü açılabilirdi.

İlgili kanunun “Toplantılar” başlıklı 7. maddesi konseyin üç ayda bir Başbakan’ın daveti ile olağan toplanmasını öngörerek ekonomi gibi çok çabuk değişiklik gösteren konuda faal bir istişare grubunun yer alması sağlanmaktadır. Ayrıca ilgili maddenin devamında da Başbakanca belirlenecek olanlar dışında kalan temsilcilerin üçte birinin çağrısıyla olağanüstü toplanabileceği öngörülmüştür. Bu sayede acil bir durumda konsey derhal bir araya gelerek alınabilecek önlemleri belirleyebilecektir. Anayasa değişikliğinin ardından kanunun bu maddesinde de “Başbakan’ın daveti” ibaresi çıkarılarak Konsey’in devletin değişmez bir parçası haline getirilmesi öngörülebilir.

Anayasa değişikliği gerekçesinde de değinildiği üzere “Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarında, Türkiye’nin, ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde, iyi işleyen ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulmamış olması eleştiri konusu yapılmaktadır.” Bu düzenlemeyle ekonomik ve sosyal politikaların belirlenmesinde devlet tekeli ortadan kalkacak ve STK’lar da bu sürecin bir parçası olabilecektir. Üstelik Türkiye’nin eli Avrupa Birliği görüşmelerinde daha sağlamlaşacaktır.

Konsey hükümete istişari nitelikte görüş bildirme yetkisini ve görevini haizdir. Bu ise konsey kararlarının bağlayıcı nitelikte olmadığını göstermektedir. Burada kurumun zaman içinde muhalefet aracı olarak kullanılmasının engellenmesi hedeflenmiştir. Bu durum kurumun işlevsel olmadığına dair eleştirileri beraberinde taşısa da Türkiye’yi demokrasiye bir adım daha yaklaştıracak bir kuruluşun anayasal zeminde oluşturulması önemlidir. Nitekim konsey ekonomik programların devamlılığı ve millete hizmet amaçlıdır. Demokratik toplumlar, demokratik örgütler aracılığıyla ülke planlamasına katkı yapmalıdır. Bu bağlamda Ekonomik ve Sosyal Konsey, ülke demokrasisi için zaruri bir kuruluştur ve söz konusu değişiklikle Konsey, Anayasal düzlemde bir toplum mutabakatı olarak hak ettiği yere kavuşacaktır.

 

Yurt Dışına Çıkış; 

Anayasa 23. maddesinde değişiklik yapılarak, yurtdışına çıkma hürriyetinin ancak suç soruşturması veya kavuşturması sebebiyle ve hakim kararına bağlı olarak sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. böylelikle vatandaşların vergi ödememek gibi bazı yükümlülüklerini yerine getirmemeleri nedeniyle idari birimlerce seyehat özgürlüğünün kısıtlanmasının önüne geçilmiştir. yurt dışına çıkış yasağının ancak hakim kararıyla yani mahkemece verilmesi özgürlüğün özüne dokunan bir sınırlamayı ortadan kaldırmaktadır.

 

Av. Uğur YILDIRIM